Pages

Thursday, December 20, 2012

If I could fly

2012'nin bu son gunlerinde, bu yil gidip de daha once burada bahsetmek isteyip bahsedemedigim bazi konserlerle ilgili yazilar asmaya karar verdim. Baslangici, soyle bir hevesimiz gecsin diye biraz zorlama gittigim bir konserle yapayim: Coldplay. Cok sevdigimiz bir misafirimizin gelecek olmasi ve o misafirimizin Coldplay'e pek bir hayran olmasi nedeniyle ona supriz yapma amaciyla aldik biletlerimizi. Aslinda muzik dergilerinde okudugum "Aman da cok acayip bir gosteri oluyor bu Coldplay konserlerinde" cumlesinin kafamda olusturdugu meraki da silmek acisindan guzel bir firsat oldu.

Son albumleri "Mylo Xyloto" sonrasinda ciktiklari turda, sovun en onemli parcasi sanirim konser alanina girerken dagitilan bilekliklerdi. Coldplay uyelerinin "biraz pahali" diye bahsettikleri bu bileklikler konser sirasinda bazi sarkilarda degisik renklerle isildiyorlar. Dogrusunu soylemek gerekirse sahne disinda tumuyle karanliga burunmus bir konser alaninda hic fena bir goruntu olusmuyor. Ozellikle son hitleri "Paradise"in nakarat kisminda adeta renkli ates boceklerinden olusmus bir denizin icinde sarki soyluyor gibiydi Chris Martin. Bileklikler disinda salonun tavanindan dusen bir suru buyuk top seklinde balon, cok sayida dev, yuvarlak ekran ve cok (gercekten cok :)) sayida konfeti sovun diger onemli parcalariydi. Konserin bir bolumunde seyircilerin arasinda, daha onceden hazirlandigi belli olan bir alanda akustik bir setle birkac parca calmalari da guzel bir suprizdi.

Son albumlerinin neredeyse tamamini caldilar. Bunun disinda Clocks, Fix you gibi klasiklerini de eksik etmediler. Satriani - "If I Could Fly" yorumlari ;) Viva La Vida da cok ilgi goren ve bilekliklerin en cok yanip sondugu parcalardandi. Ben bir Coldplay hayrani olmadigimdan olabilir ama bana Martin'in sahnedeki performansi bir BritPop vokalistinden cok bir Boy Band uyesini hatirlatti. En klasik balladlarinda bile biraz yapmacik bir hava vardi bana gore.. Ama salondan cikanlarin buyuk bir bolumu mest olmustu, o yuzden Coldplay hayrani misafirimizin bana tavsiye ettigi gibi, bir Oasis performansi beklememek gerektigini hatirliyorum ve "Coldplay seviyorsaniz konserine gidin, fena degiller" diyerek bitiriyorum.

Tuesday, December 18, 2012

Hollow



Layne inanilmaz bir ses ve karizmaydi tabi ki. Onun adi gecmeden Alice in Chains'in yeni islerinden bahsetmek mumkun olabilecek mi bilmiyorum. Ama sunu soylemeliyim ki William DuVall'a da ilk canli izlememden bu yana saygim var. Hic kimse Layne olamaz ama isini iyi yaptigi bir gercek. Stanley ve Starr olmasa da  AiC'in o kendine has muzigini radyolarda tekrar duymak her zaman guzel. Iste yeni eserleri :) Hollow'la tekrar aramizdalar.

Thursday, July 12, 2012

Guarana

Mevzu gazli iceceklerden acilmisken kendisinden bahsetmessek ayip edecegimiz bir baska aliskanligimiz yandaki resimde gordugunuz Guarana'dir. Bu guzel arkadasimizla salas bir Brezilya lokantasinda ilk tanistigimizdan beri beraberligimiz "Refill please.. yes, Guarana" seviyesine ulasmistir. Brezilya'li garsonlarin MSN'de (evet hala MSN'de) Turk kizlarla yazismalarini dinlemek zorunda kalmamiza neden olmus icecektir Guarana.. Biraz SenSun tadi verse de baska birseydir, guzeldir, kafein deposudur. Buldugunuz yerde tuketiniz..

Monday, June 18, 2012

Iron Beer

Bugunlerde yeni karsilastigim ve begendigim bir alkolsuz icecekten bahsetmek istiyorum: Iron beer. Gordugum her turlu sodayi, soft drink'i denememe ragmen bugune kadar nasil gozumden kacti bilmiyorum. Sanki bir turlu hazzedemedigim Dr. Pepper'in nasil yapilsa benim agiz tadima uygun olacaginin bir ornegi gibi Iron Beer. Zamaninda Kuba'da ortaya cikmis, daha sonra Miami'de yeniden dogmus bu lezzet asitli ve sekerli icecekleri sevenlere benden bir tavsiye. Kutusunun bir tarafi yanda goruldugu gibiyken, diger tarafinda da asagidaki ibare yer aliyor:
On a summers afternoon, in 1917 a mule-drawn, wooden wagon arrived at a popular cafeteria in Havana, Cuba. It delivered the first four cases of a new soft drink that would soon be called "The National Beverage". Now more than 80 years later, IRONBEER is still enjoyed for its refreshing flavor with just a hint of island spices. A lot can change over the years – but not the original flavor of IRONBEER!

Wednesday, May 30, 2012

Friday, May 18, 2012

Tuesday, March 6, 2012

Radiohead

   
Radiohead'i 2012 turnesinin ilk konserlerinden birinde izleme sansi yakaladik. Konserin yapilacagi salonda yerlerimizi aldigimizda on grup "Other Lives" seyirciyi Radiohead icin hazirlamaya baslamisti bile. Basarili performanslariyla bizden takdir alan Other Lives hakkinda pek bir fikri olmayanlar icin bir tutam servis ediyoruz yan tarafta.

Radiohead'in aciklanan sahne alma saati yaklastikca salon tiklim tiklim oldu.. Saat 8 civari sahne karardi, arkadan yavas yavas Radiohead seyircinin karsisina cikti ve Bloom'un ilk notalariyla muthis bir konsere giris yapildi. Daha once hic canli izlemedigim Radiohead'in ilk sarkisinin sonunda Noel Gallagher'in onlarin canli performansiyla ilgili soyledigi su sozler geldi aklima: "Wow, fucking listen to that! How do you fucking make that shit come out of those speakers? It's fucking amazing". Tabi bu sozlerinden sonra kendisinin aslinda eslik edilebilecek sarkilardan hoslandigini soyledigini de belirteyim ama bu sozlerin o an salondaki herkesin ne hissettigini cok iyi anlattigina eminim. Sahne arkasindaki dev ekranlar ve tavandan asili ekranlar her sarkida ayri bir atmosfer olusturdu salonda. Konserde dinledigim her sarki icin ayri bir renk var artik kafamda.. Tabi Thom Yorke da kivrak figurleriyle :) gosteriye ayri bir hava katti :). Lotus Flower videosunun nasil cekildigini anlamak cok zor olmuyor konserden sonra

Radiohead neredeyse hic ara vermeden bir sarkidan digerine gecerek 20'den fazla cok iyi sarkinin daha da iyi canli performansini izlettirdi. Setlist bekledigim gibi The King of Limbs ve In Rainbows agirlikliydi. Bir de yeni sarki dinleme sansi yakaladik, buyrun siz de tadin: "Identikit"
http://cdn.stereogum.com/files/mp3/Radiohead%20-%20Identikit%20(Live%202-27-12).mp3

Favorilerimden Reckoner'la kapanisi yapti Radiohead. Ama buyuk cogunluk bis icin ayakta bekledi onlari ve bu bekleyise degdi. Tekrar ciktiklarinda dort sarki daha caldilar ki All I need ve Myxomatosis bunlardan ikisiydi. Yaziya kendi cektigim videolardan birini de ekleyecekken daha da guzel bir videoyla karsilastim internette ve onu eklemeye karar verdim. Pek de guzel bir sarki olan There There:

Reckoner'dan sonra salondan cikanlar uzulmustur eminim ertesi gun bu sarkilarin calindigini okuduklarinda. Ikinci bise kalmayanlarsa herhalde aglamislardir. Cunku son kez sahneye ciktiklarinda Karma Police ve Street Spirit'i de calarak bizi mest edip "Tamam artik gidebilirsiniz" dedirttiler..

Wednesday, February 15, 2012

Jay Kay



Eveeeet bayaa uzun bir süre sonra Jamiroquai konseri izlenimlerimi size aktarmaya vakit bulabildim. Böylece ilk anın gazından kurtulmuş oluyorum, daha akl-ı selim yazacağım ammavelakin ilk hangi parçayla çıktı onu sizlere aktaramayacağım. Öncelikle şunu söyleyim, ben İstanbul’da Rock’n’Coke ve Kilyos Solar Beach’te yapılan konserleri özledim. Hele o Timo Maas konseri yok muydu! Clubber Haşmet Babaoğlu ile yakın mesafede figürlerimizi yarıştırmıştık. İstanbul’un şehir içi konser alanları hoşuma gitmiyor. Maçka Küçükçiftlik Park’ta Faithless konserinde arkamızda 2.Dünya Savaşı’ndan kalma bi lunapark ile ne kadar havaya girebiliriz ki? Ya Turkcell Kuruçeşme Arena’ya ne demeli? Belediyenin oto pazarı veya kurban kesimi için ayırdığı arazilere benziyor. Bir de ortada anlamsız kot farkları. Denizin kenarında olması sanki kurban kanı rahat aksın diye. Kendimi hiç deniz kenarında hissetmiyorum bildoğin bozkır stayla!                                                                                                                        

Neyse efendim mekana dokundurduktan sonra gelelim konsere...26 Haziran’da olacak konser 6 Eylül’e ertelenmişti. Şansım ilk kez yaver gitti, ben de tam İtalya gezimden dönmüş oldum. Tahmin edeceğiniz üzere Jay Kay kızılderili kostümü ile çıktı karşımıza. Konserde eski parçalar ağırlıklıydı hatta son albümüne adını veren Blue Skies’ı söylemedi. Ama sadece radyodan dinlediği kadarıyla yetinen ortalama bir hayranı için bilindik tüm parçalarını söyledi. Benim için olması imkansız didgeridoolu şarkıları (Didjerama, Didjital Vibrations, When You Gonna Learn) tabii ki söylenmedi. Arkadaşlarım arasında zaten yeterince alay konusu oldum şu didgeridoo enstrümanı yüzünden. Hem alıp da evde öyle durması yüzünden, hem de müzik bilen arkadaşlarımın “Pimaj boru sesinden nasıl bir zevk alıyorsun?” demesinden muzdaribim. İnşallah bir zaman vakit bulabilip düzgün ses çıkarabilirim. Konserde benim hoşuma gitmeyen taraf geçişlerin veya parçaya dinamizm katmak adına yavaşlatma ve eslerin çok amatörce, klişe bir şekilde yapılmış olması. Aklıma abimin yaptığı Faithless ve İbrahim Erkal’lı 486 bilgisayar remix programları geldi. Bir de genelde hoşlanılmayan da Jay Kay’in önceden bileğini burktuğu için veya artık yaşı ilerlediğinden uyuzladığı. Ben buna pek katılmıyorum, çünkü Jamiroquai’nin kliplerindeki çizgisi de gittikçe daha coollaştı. Bir ‘Canned Heat’te üniversite ev partisiyken ‘You Gave me Something’ klibinde artık güzel geçirilmiş bir akşam ve Love Foolosophy’de ise “Beyler ben Heidi Klum’la takılıyorum lütfen ya” havasındaydı. Bu iki klip arasında da benzerlikler dikkatinizi çekmiştir belki J Neyse yani adam kanlı canlı sahnedeydi ve sesi de oldukça güçlüydü. Eh tabii insan yine de babamın deyimiyle haydarla vura vura kırılmış bacaklarıyla değişik figürler beklemedi değil J                                                                                                                                                                        
Parça seçimleri güzeldi ve bilindikti: High Times, Love Foolosophy, Alright, olmazsa olmazımız Cosmic Girl, Canned Heat, You Gave me Something...Başlangıç parçasını hatırlamıyorum ama bitiş parçası Godzilla soundtrack “I’m going deeper underground”. Jay Kay de seyirciler arasında uyuzladı geyiğine ithafen konser bitiminde kulise doğru giderken oldukça yüksek sıçrayıp ayaklarını birbirine vurdu.