Pages

Wednesday, January 23, 2013

materva

'Mate' denen seyle ilk tanismam bir arkadasimin "aa cay sevmez misin, gel bir Arjantin cayi, Mate, dene" demesiyle olmustu. Fena gelmemisti tadi bu 'Arjantin cayi'nin, o yuzden o arkadasimi her ziyaret ettigimde hala ozel bardagiyla bir mate icerim. 

Bu tanismadan sonra mate ya da yerba mate ile ilgili daha cok sey duydum. Belki de zaten etrafimda olan seyler, adini ogrenince anlamli hale gelmeye basladi. Isin enteresan tarafi bu cayin temel bitkisi icin kimilerinin Arjantin, kimilerinin Paraguay kimilerinin ise Peru cayi demesiydi.. "Guney Amerikali cayimsi" diyip geciyorum o yuzden ben.. Websitelerinde yerba mate diye aratirsaniz, bu bitkiyi kullanan urunleri tanitmak icin super bir formul bulduklarini goreceksiniz: kahvedeki kadar kafein + cikolatadaki kadar mutluluk = yerba mate. Pek bir guzel degil mi.. Bu tanim ne kadar dogrudur bilemiyorum ama eski bir Peru efsanesine gore yerba mate yiyen insanin gucu ve hizi ikiye katlaniyormus. Kafein ve cikolata aciklamasi bu efsaneyle beraber dusununce dogru olabilir gibi sanki..

Daha da uzatmadan icecege gelirsem, hafif yesilimsi bu asitli icecegin tadi bana bir parca daha once burada bahsettigim Guarana'yi hatirlatti. Ictiginizde ilk basta hafif limonlu bir soda gibi tad alirken sonra agzinizin icinde keskin bir sekilde yerba mate tadi kaliyor. Aslinda bu icecegi sevip sevmemek de daha cok yerba mate tadinin sizde birakacagi etkiye dayaniyor. Ben Guarana veya Iron Beer kadar begenmesem de degisik bir gazli icecek denemek isteyenlere  oneririm. Hem bakarsiniz Peru efsanesi gercek olur..



Thursday, January 10, 2013

akustik


Coldplay konserini yazdiktan sonra ilk kez gecen gun bloga girdim. 2012'nin konserlerinden birini daha yazacakken tekrar bu son yaziyi okudum ve "cok da istemeyerek" gittigim baska konserler geldi aklima. Madem oyle bunlardan birini daha yazayim dedim.

2012'yi yazacaktim guya ama 2011 yazindan geliyor bu konser anisi.. 2012'de Coldplay disinda hep istedigim tarzda konserlere gittim sanirim. Neyse, yine kirmamin mumkun olmadigi bir teklifle kendimi bir Bryan Adams konserinde buldum. Konser liselerde hem spor hem gosteri salonu olarak kullanilan binalara benzer kucuk bir mekandaydi. Sahne seyircinin oturdugu alandan yaklasik 2 metre kadar yukaridaydi, neyse ki, cunku seyircinin oturdugu alanda en ufak bir egim yoktu, ayakta duracak bir bolum de yoktu. Salonun demodeliginin ve kucuklugunun benden yarattigi hayreti uzerimden attiktan sonra boyle bir konser oncesi gerekli sivi yuklemesini tamamladim ve koltuk..pardon sandalyemdeki yerimi aldim.

Konserin benim icin beklenmedik guzel yanlari vardi. Herseyden once Adams'a sadece gitari ve bir piyano eslik ediyordu. Dolayisiyla arkadas elinde avucunda ne varsa bize gosterdi. Yetenekli bir sarkiciyi, tek bir gitar veya piyanoyla dinlemek her ne olursa olsun zayif noktalarimdan biri olarak kalacak gibi.. Dogrusunu soylemek gerekirse ses-performans hic fena degildi, daha da dogrusu bekledigimden cok daha iyiydi. Butun bildiginiz radyo canavari sakilari dinledik.. Romantizmden bayilma noktalarina geldigimizde Adams neyse ki (herhalde o da yillarin etkisiyle biraz baymis) birkac country sarkicisi taklidiyle salondaki havayi duzeltti.

Bryan Adams sever misiniz sevebilir misiniz bilmem, ama bir konserine gitmeniz gerekirse en iyi seklinin bu olacagini soyleyebilirim.